İnşirah Suresi Tefsiri

İnşirah Suresi’nin tefsirini, Kur’an Yolu ile Safvetü’t-Tefasir Tefsirleri ile açıklamaya çalışacağız.

Kur’an Yolu Tefsiri (İnşirah Suresi)
Mekke döneminde inmiştir. 8 âyettir. İnşirah, açılmak, genişlemek demektir. Mushaftaki sıralamada doksan dördüncü, iniş sırasına göre on ikinci sûredir. Duhâ sûresinden sonra, Asr sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Surenin Konusu; Sûrede Yüce Allah’ın Hz. Peygamber’e mânevî lutufları özetlenmekte, her güçlükle birlikte mutlaka bir kolaylığın olduğu bildirilerek Mekke’de putperestlerin baskısı yüzünden sıkıntı çeken Resûlullah ile müslümanlara teselli ve ümit verilmekte; onlardan Allah’a ibadet ve itaatlerini sürdürmeleri istenmektedir.

Bismillâhirrahmânirrahîm
﴾1﴿ Senin kalbini açıp genişletmedik mi?

﴾2-3﴿ Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?
﴾4﴿ Ve senin şanını yüceltmedik mi?

“Senin kalbini açıp genişletmedik mi?” diye çevirdiğimiz 1. âyetteki “şerh-i sadr” kavramını Râgıb el-İsfahânî, “kalbin ilâhî bir nur ile Allah tarafından bir huzur ve sükûnet, bir rahatlık ile genişletilmesi” şeklinde açıklamıştır (el-Müfredât, “şrh” md.). Hz. Peygamber’in kalbinin açılıp genişletilmesi ifadesini, Zümer sûresinin 22. âyeti de dikkate alındığında, onun beşerî idrak kapasitesinin vahiy ile arttırıldığına ve âzami seviyeye çıkarıldığına işaret olarak anlamak uygun olur. Ayrıca müfessirler bunu, ona indirilen vahyi anlaması, koruması ve peygamberlik görevini yerine getirebilmesi için kendisine verilmiş olan zihin açıklığı, mâneviyat yüksekliği gibi mânalarla da açıklamışlardır. Bazı müfessirler ise Duhâ sûresinin devamı mahiyetinde olan bu âyetlerde, bir süre ara verilmiş olan vahyin yeniden başlamasıyla Hz. Peygamber’in mâneviyatının güçlendirildiğine değinildiği kanaatindedir.

2 ve 3. âyetlerde, Resûlullah’ın belini büktüğü bildirilen “yükün kaldırılması”ndan maksadın ne olduğu konusunda yapılan açıklamalar içinde (bk. Râzî, XXXII, 4-5) en zayıf olanı “günahlarının, hatalarının bağışlanmış olması” şeklindeki yorumdur. Çünkü onun Câhiliye döneminde puta tapmadığı bilinmektedir, herhangi bir günah işlediği de sabit değildir. Esasen İslâm tebliğ edilmeden onun yasaklarını çiğnemenin günah olduğundan da söz edilemez. İslâm’dan sonra bazı ictihad hataları olmuşsa bunlar da –miktarı az olsa bile– ecir ve sevap vesilesidir. Çünkü isabetli ictihada on, isabetsiz ictihada bir sevap vardır (Buhârî, “İ‘tisâm”, 13, 21; Müslim, “Akziye”, 15; ayrıca bk. Tevbe 9/43; Fetih 48/2). Bize göre Allah’ın bir lutuf olarak onun omuzlarından kaldırdığı yük iki şekilde açıklanabilir:
a) Arasında yaşadığı topluluğun inanç ve ahlâk yönünden içine düştüğü durumdan dolayı duyduğu ıstırabın İslâm sayesinde kaldırılması;
b) Bâtıla karşı verdiği çetin mücadelede birçok ilâhî destek ve inayete mazhar kılınması.

Hz. Peygamber’in “adının ve sanının yüceltilmesi”ne müfessirler, Resûlullah’ın adının mukaddes kitaplarda zikredilmesini ve geleceğinin müjdelenmesini, kelime-i şehâdette onun isminin Allah’ın ismiyle birlikte yer almasını, gökyüzünde melekler, yeryüzünde müminler tarafından hürmetle anılmasını, Kur’an’da Allah’a itaatle birlikte ona da itaat edilmesinin emredilmesini örnek gösterirler (bk. Şevkânî, V, 542). Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olması da (bk. Enbiyâ 21/107) onun şanının yüceltildiğini ifade eder. Ayrıca bu âyeti, ileride Resûlullah’ın isminin ve tebliğ ettiği dinin bütün dünyada tanınıp yayılacağını bildiren bir müjde olarak anlamak da mümkündür. Yine, Kur’an’da onun müstesna niteliklerini, Allah katındaki konumu ve değerini açıklayan âyetler de bu bağlamda “adını sanını yüceltme” olarak değerlendirilebilir.

﴾5﴿ Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
﴾6﴿ Evet, doğrusu her güçlüğün yanında bir kolaylık var.
﴾7﴿ O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul.
﴾8﴿ Ve yalnız rabbine yönel.

Hz. Peygamber ve arkadaşları Mekke döneminde müşriklerin giderek değişik şekildeki işkencelere kadar varan baskılarından acı çekiyorlardı. Bu durum hem peygamberi hem de müminleri üzüyordu. Yüce Allah resulünü ve müminleri teselli edip gönüllerini rahatlatmak için bu âyetleri indirerek sıkıntılardan sonra ferahlığın ve başarının geleceğini müjdelemiştir. Rivayete göre bu sûre inince Hz. Peygamber, 5 ve 6. âyetlerde güçlüğün yanında kolaylığın da bulunacağının iki defa zikredilmesini göz önüne alarak, kendisine inananlara, “Müjdeler olsun! Size kolaylık geldi; artık bir güçlük iki kolaylığa asla galip gelemez!” buyurmuştu (Muvatta’, “Cihâd”, 6; Taberî, XXX, 151).

Oldukça muhtasar ve değişik şekillerde açıklanmaya elverişli olan “O halde önemli bir işi bitirince diğerine koyul” meâlindeki 7. âyetle ilgili olarak çok farklı yorumlar yapılmıştır (meselâ bk. Taberî, XXX, 152; Râzî, XXXII, 7). Bize göre İbn Âşûr’un, âyeti herhangi bir özel iş ve ibadetle sınırlamadan, “Önemli işlerden birini tamamlayınca ardından başka bir işe yönel ki böylece bütün vakitlerini önemli işlerle değerlendirmiş olasın” şeklindeki açıklaması isabetli görünmektedir (XXX, 416-417). Bu yoruma göre âyette Resûlullah’a ve onun şahsında müslümanlara bütün vakitlerini hayırlı ve yararlı faaliyetlerle değerlendirmeleri, ibadet, dua, tebliğ ve irşad gibi dinî faaliyetlerin de; çalışma, üretme, öğrenme-öğretme, yardımlaşma ve dayanışma gibi dünyevî faaliyetlerin de hakkını vermeleri emredilmiştir. Son âyette ise kişinin, gerek çalışmasında gerekse ibadetinde yalnız Allah’a yönelmesi, her işini öncelikle O’nun rızasını gözeterek yapması, ne diliyorsa O’ndan dilemesi, ne istiyorsa O’ndan istemesi emredilmiştir. (Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt:5 Sayfa:642-644)

* * *

Safvetü’t-Tefasir Tefsiri’nden İnşirah Suresi Tefsiri

Mekke’de inmiştir, 8 âyettir.
Takdim
İnşirah sûresi Mekke’de inmiştir. Bu sûre, Hz, Peygamber (a.s)’in, Al­lah katındaki yüce makam ve mevkiinden bahseder. Allah’ın, kulu ve rasulü Muhammed (s.a.v)’e verdiği birçok nimeti anlatır. Bunlar, kalbini iman ile rahatlatması, hikmet ve bilgi ile aydınlatması ve günahlardan temiz tut­ması ile olmuştur. Bütün bunlar, kâfirlerden görmüş olduğu eziyetlere karşı Peygamber (s.a.v)’i teselli etmek ve Allah’ın lütfettiği nurlarla mübarek gönlünü hoş tutmak maksadıyla yapılmıştır: “Senin göğsünü açmadık mı? Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı?”
Bundan sonra sûre, Peygamber (a.s)’in dünya ve âhiretteki mevkinin yükseltildiğinden, makamının yüceltildiğinden ve isminin, Allah’ın ismiy­le beraber zikredildiğinden bahseder: “Senin şanını yüceltmedik mi?”

Sûre, Mekke’de mü’minlerle birlikte, yalanlayıcı kâfirlerden gelen sıkıntı ve zorluklara katlanan Hz Peygamber (a.s.)’in yaptığı daveti anlatır. Huzurun ve düşmana karşı zaferin yakın olduğunu bildirerek Peygamberi rahatlatır: “Kuşkusuz zorluğun ardından bir kolaylık vardır. Kuşkusuz zor­luğun ardından bir kolaylık vardır.” buyrulmaktadır.
Sûre Hz. Peygamber (s.a.v)’e, peygamberlik görevini tebliğ edip bitir­dikten sonra, kendisini Allah’a ibadete verme görevini hatırlatarak sona erer. Kendisini Allah için ibadete vermesi, Allah’ın ona lütfettiği o yüce nimetlere karşılık şükretmesi içindir: “Tebliğ işini bitirince, kendini Alah’a ibadete ver. Rabbini iste.”

Bismillâhirrahmânirrahîm
1. Biz senin için göğsünü (kalbini) açmadık mı?
2, 3. Belini büken yükünü senden alıp atmadık mı?
4. Senin şanını ve ününü yüceltmedik mi?
5, 6. İşte: Muhakkak zorlukla beraber bir kolaylık vardır. (Evet) zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
7, 8. İşlerinden boşaldığın vakit, tekrar çalış ve yo­rul, yalnız Rabbine rağbet et (O’na yönel)

Âyetlerin Tefsiri

1. Bu, istifhâm-ı takrîrîdir. Yani, Ey Peygamber! Hi­dayet, iman ve Kur’ân nuruyla, biz senin kalbini rahatlattık. Nitekim Yüce Allah, meâlen “Allah kimi doğru yola iletmek isterse, onun kalbini İslama açar”[En’am sûresi, 6/125] buyurmuştur. İbn Kesîr şöyle der: Yani, kalbini nurlandırdık ve onu geniş ve rahat kıldık. Allah, peygamberin kalbini açıp rahatlattığı gibi, aynı şekilde, şeriatını da geniş, hoşgörülü ve kolay kıldı. Onda ne bir zorluk, ne bir ağırlık, ne de bir darlık vardır.[Muhtasar-i İbn Kesîr, 3/652] Ebû Hayyân şöyle der: Göğsü açmak demek, kendisine vahyedileni alabilmesi için onu hikmetle aydın­latmak ve rahatlatmak demektir. Bu, çoğunluğun görüşüdür. Bazılarına gö­re, bundan maksat, Hz. Peygamber (a.s) küçük iken, Cebrail (a.s)’in onun göğsünü yarmasıdır. Bu da İbn Abbâs’tan rivayet edilmiştir.[Ebû Hayyân’ın işaret ettiği rivayet, Müslim’in Sahih’inde anlatılmıştır. Enes (r.a.)’ten rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (a.s.) çocuklarla oynarken Cebrail (a.s.) ona geldi, onu tutup yıktı. Kalbini yardı. Kalbini dışarı alarak ondan bir et çıkardı, ve dedi ki: Bu, şeytan’ın sendeki payıdır. Sonra kalbini, altın bir tas içinde Zemzem suyuyla yıkadı. Sonra onu düzeltip kapayarak yerine koydu. Çocuklar koşarak süt anasına geldiler. “Munammed öldürüldü” dediler. Sonra onu, rengi uçmuş bir halde karşıladılar. (Müslim, K. İman, 261). Enes: “Ben Rasululah (s.a.v)’in göğsünde, dikiş izini görürdüm” der.]
2. Ağır yükünü senden kaldırdık.
3. Sırtına ağır gelip çökerten o yükü. Tefsirciler şöyle der: Âyetteki “yükün”den maksat, Rasulullah (s.a.v)’ın, işlemiş olduğu hatalardır. Onların, Rasulullah (s.a.v)tan kaldırılmasından maksat ise, ba­ğışlanmalarıdır. Nitekim Yüce Allah meâlen, “Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar”[Fetih sûresi, 48/2] buyurmuştur. Burdaki günahlardan mak­sat, isyanlar ve büyük günahlar değildir. Çünkü peygamberler suç işlemek­ten korunmuşlardır. Fakat bunlar, Hz. Peygamber (a.s)’in kendi içtihadı ile yapıpta kınandığı şeylerdir: Mazeret ileri sürdükleri zaman münafıklara cihattan geri kalma izni vermesi, Bedir esirlerinden fidye alması, A’ma İbn Ümmü Mektûm’a karşı yüzünü ekşitmesi ve benzeri şeyler. İbn Cüzeyy şöyle der: Peygamberlerin günahları küçük ve bağışlanmış olduğu halde, onlar bu günahlardan dolayı çok üzüldükleri ve pişmanlık duydukları için, onların günahları ağırlık sıfatı ile nitelenmiştir. Allah’tan çok korktukları için, bu küçük günahlar onlara çok ağır gelir. Nitekim hadiste şöyle gel­miştir: “Şüphesiz mü’min, günahını, üzerine düşmekte olan bir dağ gibi görür. Münafık ise günahını, burnu üzerinde uçan sinek gibi görür.” Devenin sırtındaki yükün ağırlığından dolayı, devenin üstündeki tahteravandan duyulan sestir.
4. Senin şanım yücelttik. Dünya ve âhirette makamını yükselttik. İsmini kendi ismimizle beraber kıldık. Mücâhid der ki: Bunun mânâsı “Ben ne zaman anılırsam, sen de benimle beraber anılırsın.” de­mektir. Katâde de şöyle der: Allah onun zikrini dünya ve âhirette yüceltti. Hiçbir hatip, hiçbir teşehhüd eden ve namaz kılan yoktur ki, şöyle seslenmesin: “Eşhedü en lâ ilahe illallah ve enne Muhammeden Rasulullah” Ha­diste şöyle buyrulmuştur: Cebrail (a.s) gelip bana dedi ki: Ey Muhammed! Rabbin diyor ki: “Biliyor musun, senin zikrini nasıl yücelttim?” Ben de: “Allah daha iyi bilir” dedim. Allah buyurdu ki: “Ben anıldığımda sen de benimle beraber anılırsın” (Muhtasar-i İbn Kesîr, 3/652) Ebû Hayyân şöyle der: Yüce Allah, Peygamber (a.s)’in adını kelime-i şehadette, ezanda, kamette, teşehhüdde, hutbelerde ve Kur’ân’da birçok yerde kendi adıyla birlikte zikretti. Peygamberler ve ümmetlerinden ona iman etmelerini istedi.[Muhtasar-i İbn Kesîr, 3/652] Nitekim Şâir Hassan b. Sabit şöyle der:
Müezzin, beş vakit ezanda, “eşhedü” dediği zaman, Allah, Peygam­berin ismini kendi ismine kattı. Onu yüceltmek için kendi isminden ona isim türetti. Nitekim Arş’ın sahibi Allah Mahmûd, o da Muhammed’dir.[Muhtasar-i İbn Kesîr, 3/652]
5. Kuşkusuz darlıktan sonra rahatlık, sıkıntıdan sonra ondan bir çıkış yolu bulunur. Tefsirciler der ki: Hz. Peygamber (a.s) ve as­habı, müşriklerin eziyetleri sebebiyle Mekke’de sıkıntı ve darlık içinde idiler. Yüce Allah onu teselli etmek ve rahatlatmak için, sûrenin başındaki nimetleri ona saydığı gibi, burada kolaylık da vadetti ki, gönlü hoş olsun ve ümidi artsın. Sanki Yüce Allah şöyle diyor: Bu yüce nimetleri sana veren, hiç şüphesiz müşriklere karşı sana yardım edecek, dinini üstün kılacak, bu güçlüğü senin için yakında bir kolaylığa çevirecektir. Dolayısıyle bu vaadi vurgulamak için tekrarladı:
6. Kuşkusuz darlıktan sonra bir ferahlık güçlükten son­ra kolaylık gelecek. Öyleyse üzülme ve dadanma. Hadiste şöyle buyrulmuştur: “Bir güçlük iki kolaylığa asla galip gelemez.”[Hakim, Beyhaki]
7. Ey Peygamber! İnsanları davet görevini bitirdikten sonra, yaratıcıya ibadet etmeye çalış; dünya işlerini bitirdiğinde, kendini âhireti kazanma hususunda yor.
8. İstek ve arzunu geçici dünyaya değil Allah katında olan şeylere yönelt. İbn Kesîr şöyle der: Yani, Dünya işleri ve meşgale­lerini bitirip onlarla ilgiyi kestiğinde ibadete yönel ve gönlünü dünya işle­rinden boşaltmış olarak şevkle ibadete kalk, sadece Rabbin için niyet et ve ihlasla O’ nu iste.

Edebî Sanatlar
Bu mübarek sûre birçok edebî sanatı kapsamaktadır. Bunları aşağıda özetliyoruz:
1. Âyetinde istifhâm-i takriri vardır. Bu, Allah’ın ni­metlerini saymak ve hatırlatmak içindir.
2. Âyetinde istiâre-i temsîlîyye vardır. Yüce Allah, günahları, istiâre-i temsîlîyye yoluyla, insanın sırtına yükle­nen ve onu taşımaktan âciz bırakan ağır yüke benzetti.
3. Âyetinde, kelimesinin nekre getirilmesi onun büyüklüğünü ifade etmek içindir. Yüce Allah, sanki kolaylığın büyüklüğünü göstermek için onu nekre getirir. Sanki “büyük bir kolaylık vardır” demiştir.
4. kelimeleri arasında cinâs-ı nakıs vardır.
5. Âyetlerinde cümlenin tekrar edil­mesi, mânâsını ruhlara ve kalplere yerleştirmek içindir. Buna “itnâb” denir.
6. şeklindeki âyet sonlarıyla, ve gibi ayet son­larında, uygunluğa riayet için sec’i murassa vardır. Bu da güzelleştirici ede­bî sanatlardandır. (Kaynak: Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat)




İlk Yorumu Siz Yapın

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayınlanmayacaktır.


*